İletişim - ERC Development

Makaleler

Uluslararası İlişkiler ve İnsanlar Arası İlişkilerin Benzerliği - Tezcan Yılmaz
HALKLA İLİŞKİLER YÖNETİMİ

İnsanlar Arasındaki İlişkiler Uluslararası Diplomasiye Benzer

Tezcan Yılmaz
03 Mart 2026
13 dakika okuma
İnsanlar Arasındaki İlişkiler Uluslararası Diplomasiye Benzer
Hem uluslararası arenada hem de sosyal yaşamda saygınlığımızı; kendimizi nasıl sunduğumuz, sınırlarımızı ne kadar net çizdiğimiz ve ihlallere karşı verdiğimiz reaksiyonlar belirler. Paylaştığımız her mahrem bilgi (istihbarat açığı) karşı taraf için bir koza dönüşebileceği için iletişimde disiplin ve caydırıcı bir duruş sergilemek, hem kişisel hem de milli egemenliğin korunması adına hayati önem taşır.
Uluslararası İlişkiler ve İnsanlar Arası İlişkiler
Uluslararası arenada ülkeler arası olan ilişkiler, tıpkı insanlar arası ilişkilere benzer. İnsanlar arasındaki diplomasi, uluslararası çapta yürüyen diplomasiye benzer.
Nasıl mı?
Devletler arasında ilişkiler belirli ölçüde bir diplomasi ile devam ettirilir. Anlaşmalar, müttefik olmak, belirli bir grubun üyesi olmak, stratejik ortaklık, ortak projeler, karşıtlıklar, serbestlik izinleri ve buna benzer tüm hususlar bu zemin üzerinde devam eder. Tüm ülkeler bu çerçevede yol alır ama hem dostane görünürler hem de kendi menfaatlerini düşünerek hareket ederler. Eğer herhangi bir koz yakalarlar ve bu koz stratejik bir değere sahipse, o kozu en uygun zamanda kullanmak için fırsat kollarlar. Bazen de güç ölçümü, korkaklık ve cesaret ölçümü, karakter ölçümü gibi detayları anlayabilmek için birbirlerini test ederler. İnsanoğlu da aslında tıpkı bunun gibidir güncel yaşamında...
Tanıdık olmak, arkadaşlıklar, stratejik ortaklıklar, birlikte hareket etme eğilimleri, flörtler, evlilikler, bir grubun üyesi olmak gibi birçok denklem üzerinde devam eder yaşamsal işleyiş. Ama asıl önemli olan iki konunun birbirine benziyor olması değildir; önemli olan tüm bunlar yaşanıyorken nasıl reaksiyon gösterildiğidir.
Yani ne demek bu diye düşünürsek; insanlar arasında güncel hayatta yaşanan iletişim ve ilişki yakınlığı çerçevesinde sınırların çizilmesi, yaşam ve işleyiş felsefesi, belirli konularda verilen reaksiyonlar insanın hayattaki değerini, seviyesini ve toplumun kişiyi nasıl kabul edeceğini belirler. Konuyu biraz daha detaylandıracak olursak; içinde yaşadığımız toplumda kendimizi dış dünyaya karşı nasıl gösterdiğimiz ve nasıl algılandığımız ile başlayalım...
Toplum içinde istediğimiz saygıyı ve saygınlığı elde edebilmek için önce kendimizi nasıl sunduğumuza bakmamız gerekir.
Kendimizi nasıl sunuyoruz ve nasıl algılanıyoruz?
Nasıl algılanmak ve nasıl kabul edilmek istiyoruz?
Biz bu algıyı ve kabulü oluşturmak için neler yapıyoruz ve mevcut halimiz ile bu mümkün mü?
Bu noktada en önemli husus; biz nasıl istersek ve kendimizi nasıl sunarsak öyle algılanırız. Eğer bize karşı istediğimiz algı ve davranış biçimi oluşmuyorsa, ilk önce kendimizi sorgulamamız gerekir. Çünkü bunun başlıca sebebi kendimiziz. Eğer girdiğimiz ortamlarda hak ettiğimiz ve beklentisi içinde olduğumuz saygıyı ve değeri görmüyorsak, kendimizi o ortamlarda nasıl konumlandırdığımızı gözden geçirmeliyiz. Devletler arası diplomasi de aynen böyledir. Uluslararası arenada ortamlara girdiğimizde kendimizi sunumumuz, duruşumuz ve davranış kalıplarımız bizim diğer devletler tarafından nasıl kabul edileceğimizi belirler...
Bundan bir sonraki husus, insanlar arasında yaşadığımız iletişim yakınlığı ve kendimiz ile ilgili konuları onlara ne kadar fazla açtığımızdır. Bu ne demek oluyor? İnsanlar belirli ölçülerde birbiriyle yakınlık kurarlar ve bu yakınlık çerçevesinde bir güven ortamı oluşur. Bununla birlikte de paylaşımlar derinleşip sınırlar esnemeye başlar. Sırlarımız, düşüncelerimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz, sevdiğimiz ve sevmediğimiz konular, güçlü ve zayıf yanlarımız, korkularımız paylaşılmaya başlanır. İşte bunlar ortaya çıkmaya başladığı an itibarıyla karşımızdaki kişilerin gözündeki tüm dengeler değişmeye başlar ve bize olan bakış açısı da değişir. Ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, her ne kadar bize hak verdiğini ve bizim yanımızda olduğunu söyleseler de verdiğimiz bilgiler artık karşı tarafın elinde bir kozdur...
İnsanlar ile iletişim kurarken hayatımızı onlara ne kadar açtığımızın farkında olarak davranmalıyız. Bunu ülkeler arası diplomasi yönünden ele alırsak; diğer ülkeler ve diplomatlar ile kurulan yakın iletişimler, bizden karşı tarafa aktarılan birer istihbarat bilgisidir. Her ne kadar müttefik olunursa olunsun, her ne kadar dost ülke gibi görünülürse görünsün; bir gün çıkarların çeliştiği an geldiğinde tüm elde edilen istihbarat bilgileri herkes tarafından kendi lehine kullanılır veya kullanılabileceği yönünde tehditler ortaya çıkar. Bu yüzden her devlet kendi egemenliğini düşünmeli ve iletişim doğru şekillerde, disiplin içinde kurulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki hiç kimseyi neden onlara verdiğimiz sırlarımızı kullandı diye suçlayamayız. Bu bilgileri kullanmamak elbette büyük bir erdem ve sahip olunan iyi karakterli bir duruşu simgeler ama en nihayetinde bu açıkları biz onlara vermiş durumda olduğumuz için, karşı tarafı suçlamaktan ziyade önce kendimizi sorgulamalıyız. Devletler arası ve kişiler arası ilişkilerde önemli olan karşı tarafın bunu kullanıp kullanmadığı değil, bizim karşıya neler verdiğimizdir. Bu yüzden kendimizi nasıl sunduğumuz ne kadar önemli ise, iletişimlerimizde karşı tarafa ne kadar sınır açıp kendimizle ilgili ne kadar istihbarat açığı oluşturduğumuz da o kadar önemlidir...
Bundan bir sonraki dikkat edilmesi gereken konu ise sınırların belirlenmesi ve bize karşı yapılan tavırlara gösterilmesi gereken reaksiyonlardır. Hayattaki duruşumuz, iletişim kalitemiz ve toplum içindeki saygınlığımızı perçinleyen en önemli konulardan biri de bize karşı yapılan aksiyonlara verdiğimiz reaksiyonlardır. Elbette barışçıl bir hayat, sevgi dolu dostane ilişkiler ve huzur çok önemlidir ama bazen bunlar huzuru tesis etmeye yetmeyebiliyor.
Nasıl mı?
Bizler hayatlarımızı sükunet içinde ve barışçıl bir şekilde yaşarken, elbette ki karşımıza haddini bilmeyen, bencil, adalet duygusu olmayan, doğru olarak sadece kendi menfaatlerini önemseyen kişiler çıkacaktır. Tıpkı ne kadar barış içinde yaşamak istense de sadece kendi menfaatleri için hareket eden ve etik davranışları önemsemeden aklına estiğini yapmaya çalışan ülkeler gibi...
İşte böyle durumlarda duruş, tavırlar ve aksiyonlara karşı verilecek reaksiyonlar çok önemlidir. Ama bunun öncesinde, en az bunun kadar önemli olan sınırların çizilmesi çok önemli bir rol oynar... Yani karşımıza herhangi bir tehdit ve aksiyon çıkmadan, bu tehditleri ve aksiyonları caydırıcı bir duruş sergilemek en az reaksiyon göstermek kadar önemlidir...
Uluslararası açıdan bakacak olursak; mesela bir ülke bizim reaksiyonlarımızı ve bizim gücümüzü test etmek istiyor diyelim. Havadan, karadan veya denizden küçük bir sınır ihlali yapar. Burada öncelikli amaç zarar vermek değildir ama gerekli tutum sergilenmezse bir sonraki adım daha farklı sonuçlar doğurabilir. Bir savaş uçağı sınır ihlali yaptığında, derhal o ülkeye gerekli olan sert uyarılar yapılıp o ülkenin büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağırılmalı; konuya ilişkin hassasiyet ve rahatsızlık bildirilmelidir. Bu yapılan hamle, karşı tarafın bizim sınır ihlaline dair nasıl bir bakış açısına sahip olduğumuzu anlamasını sağlar. Bu rahatsızlık veren konuyu kamuoyu ile paylaşıp tekrarı halinde gerekli reaksiyonun gösterileceği yönünde açıklama yaparak tavrımızı net bir biçimde ortaya koymalıyız.
Diyelim ki gerekli uyarılar yapıldı ama karşı ülke sınırları biraz daha zorlamak istedi ve savaş uçakları sınırı tekrar ihlal etti. İşte asıl önemli nokta burasıdır. Bu olay yaşandığı anda vereceğimiz reaksiyon, bizim uluslararası arenada itibarımızı belirleyecektir. Sınır ihlali yapıldığı anda bu ihlali yapan araçlar imha edilirse, bizim nasıl bir duruşa sahip olduğumuz çok net bir şekilde anlaşılır ve bir sonraki seviye düşünülemez dahi...
Konuyu minimize ederek insanlar arası ilişkilere taşırsak; birileri bize karşı sınırlarımızı ihlal eden tavır ve davranışlar sergilediği anda onları uyarmazsak, onlara gerekli ciddiyeti vermezsek bir sonraki saygısızlık ve sınır ihlalinin önünü açmış oluruz. İletişim halinde olduğumuz insanlara karşı sınırlarımızı ve hassasiyetlerimizi net bir şekilde ortaya koymalıyız. Herhangi bir ihlal halinde gerekli reaksiyonları göstermezsek, gelecekte daha fazla tahribat verici davranışların önünü açmış oluruz.
Yazıyı toparlayacak olursak; önce duruşumuz ve kendimizi sunumumuz, sonra doğru iletişim ve özelimizin mahremiyeti, daha sonra ise sınırlarımızın belirlenmesi ve belirli aksiyonlara karşı gösterilecek reaksiyonlar bizim hayatta var oluşumuzu belirler.
Büyük Savaşlar ve Kavgalar sınırların ve hassasiyetlerin ortaya konmaması nedeniyle ortaya çıkar.
Etiketler
uluslararası İlişkiler insanlar arası ilişkiler diplomasi uluslararası diplomasi insanlar arası diplomasi toplumsal İlişkiler
Kaynaklar
https://www.tezcanyilmaz.com https://www.ercdanismanlik.com
Link kopyalandı!
TEZCAN YILMAZ | Marka Oluşumu & Marka Yönetimi | Strateji Danışmanı ve İş İnsanı - Tezcan Yılmaz Danışman - Tezcan Yılmaz İş İnsanı - Tezcan Yılmaz Stratejist - Tezcan Yılmaz Araştırmacı - Tezcan Yılmaz Yazar - Tezcan Yılmaz İletişim Uzmanı ERC Development
Hakkımızda

Bazen yorulursun, bazen durulursun, bazen vazgeçecek gibi olursun... Tamam bitti artık galiba dersin... İşte o an bir duygu belirir kalbinin içinde ve daha yeni başlıyoruz der sana... Ve o an her şeye meydan okurcasına ama sessizce yeniden başlarsın hedefine yürümeye... Ve başarırsın...